Çağımızın en tehlikeli hastalıklarından biri, yalancılığın sıradanlaşmasıdır.
Eskiden yalan söylemek ayıptı. İnsan yakalandığında utanır, mahcup olurdu. Bugün ise bazıları için yalan, gerçeği gizlemenin ötesinde bir alışkanlığa dönüşmüş durumda.
Gerçek söylenmek yerine hikâyeler üretiliyor.
Yanlışlar kabul edilmek yerine bahaneler hazırlanıyor.
Bir yalan ortaya çıktığında ise onu kapatmak için yeni bir yalana başvuruluyor.
Asıl tehlike de burada başlıyor.
Çünkü sürekli yalan söyleyen kişi, bir süre sonra yalnızca çevresindekileri değil, kendisini de kandırmaya başlıyor.
Yalancılık akıllılık değildir.
Gerçeği saklamak kurnazlık değildir.
İnsanları kandırabilmek ise başarı hiç değildir.
Bir insanın karakteri, kimsenin görmediği yerde gerçeğe ne kadar bağlı kaldığıyla ölçülür.
Yalan belki o an için bir sorunu gizleyebilir. Belki geçici bir çıkış yolu sağlayabilir. Ancak her yalan, beraberinde yeni bir yalanı getirir.
Ve sonunda kaybedilen en önemli şey ortaya çıkar:
Güven.
Çünkü insan, yalanı belki bir kez affeder.
Ama sürekli kandırıldığını anladığında artık hiçbir söze aynı şekilde inanmaz.
Çağımızda en çok ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla söz değil.
Daha fazla doğruluk, daha fazla dürüstlük ve daha az yalandır.
Çünkü yalanın normalleştiği yerde güven kalmaz.
Güvenin olmadığı yerde ise ne gerçek dostluk, ne sağlam ilişki ne de sağlıklı bir toplum ayakta kalabilir.
















Leave a Reply